Ben Hali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ben Hali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Mayıs 08, 2015

LIFESTYLE | Bahar


Bu fotoğrafta çiçekle olan yakın temasımın sebebi, baharın şöyle bir kendini gösterip uzunca bir süre yerini yine yağmur ve soğuğa bırakacak olmasını düşünmemdi. Tıpkı tüm Mart ve neredeyse tüm Nisan'da yaptığı gibi. Ama öyle olmadı! Üstelik bir 23 Nisan günüydü ve bir 23 Nisan klasiği olarak yağmur da yoktu.



























Ve bu durum bana çifte bayram oldu. Güneşi özlemişim! Sıcağına, renklendirdiklerine, mayıştırmasına, gevşetmesine, bazı günlerinde iyice coşup yazı çağırmasına çook hasret kalmışım.

Hafta içini de beyaz yakalı bir kurumsal olarak geçirdiğimden bu 23 Nisan'da çifte bayram coşkusuyla kendimi sokaklara atıverdim! Bu yırtık kot pantolonu da o sebepten tercih ettim. Kendisinin kombinimdeki görevi kurumsal rutinime kısa bir mola vermekti. Spor ayakkabılarım da bu duruma eşlik etti yüksek  topuklardan bitap düşmüş ayaklarıma felekten bir gün çalıverdi. O kadar rahatlar ki gündelik kombinlerde elim başka bir şeye gitmiyor!



























Günün teması madem neşe dolmaktı ben de böyle neşe doldum. O günden beri de zaten artan bir hızla keyifle dolup taşıyorum. Hayat sanırım bu yüzden güzel. Her kışın ardında bir bahar, her gecenin ardında bir sabah olduğu için. Bazen güzel sürprizleriyle beklentilerinin dahi ötesine geçtiği için. <3
Çokça sevgiler herkese:)
Devamını Oku

Pazartesi, Nisan 20, 2015

LIFESTYLE | Hayat kısa kuşlar uçuyor





Herkese merhaba!
Eğer siz de benim gibi pazartesi sendromunu hala atlatamayanlardansanız hafta sonu fotoğraflarına bakabilirsiniz :) Bu yöntemle sendromumu hafifletmek bana çok iyi geldi. Hatta bu hafta sonunu öyle keyifle, öyle enerji toplayarak geçirdim ki sanırım tüm haftalık enerji depom hazır! Üstüne hafta arası bir gün tatil de bonus <3
Hafta sonu bu manzaraya bakıp yürürken aklımda çokça şey geçti. Sahilde yürüyen kalabalık gruplar, çimlere yayılıp mayışanlar, banklardan gelen kahkaha sesleri, dolup taşan sahil kafeleri, selfie'nin türlü halleri, insanların olanca telaşsızlığı; en az o gün yürüdüğüm 5.5 km kadar iyi geldi. 



Sporu hayatımın bir parçası yapma kararım üç ay önce pilatesle başlamıştı, şimdilerde yürüyüşle devam ediyor. Hem çok naz yapsa da güzelleşen havalar bu karar için biçilmiş kaftan değil mi. Hele bir de doğanın da yeni uyandığı saatlerde <3 



Uykuya da çok düşkün olmadığımdan sabahın erken saatlerinde kendime ayırdığım bol oksijenli bir saat bana çok iyi geliyor. Doğanın sessizliği insana çok şey fısıldıyor. Güneşi kuytuda kalmışlarını aydınlatıyor. Rüzgarı senin dokunmaya cesaret edemediklerine dokunuyor. Kokusu soluksuz çalıştığın zamanlara ödül olup nefesini açıyor. Kuşlar da fon müziği olup uçuyor.

Sahi Cemal Süreya o şiirinde ne güzel söylüyor;
Hayat kısa kuşlar uçuyor!


Devamını Oku

Pazar, Aralık 21, 2014

BEN HALİ | Sihir

Olanca kalabalığına, keşmekeş trafiğine, yer bulamadığın mekanlarına, yer bulduğun için kendini şanslı saydığın metrobüslerine, yürümekte bazen zorlandığın sokaklarına rağmen bir sihri var bu şehrin. Belki de o sihir sayesinde vazgeçilmez oluyor ve o sihir sayesinde insanı mıknatıs gibi kendine çekiyor.


Şehire çok gelen sihir, görünmez bir adam eliyle de bazılarına daha başka dokunup daha çok büyülüyor. Ben de o değneğin ucundan da olsa nasibini alanlardanım ve bu yüzden İstanbul'a her gidişimde kalbim ayrı atıyor. Bunu geçmişte mekik dokuduğum Ataşehir-Bağcılar rotası da değiştirmemişti, son gittiğimde çileye dönüşen Sultanbeyli-Üsküdar yolculuğum da etki etmedi. :o


Sanırım ben İstanbul'da kendimden çok parça buluyorum. Orada hayallerimi büyütüyorum. Okyanusta minicik bir damla oluşumu ve bir gün belki dalga da olurum çabasını seviyorum. Kaybolduğum sokaklarında bir şeyler keşfedip, böyle cennet köşelerinden ve albenisinden ilham alıyorum. Ve en nihayetinde yine tası tarağı toplayıp burada yaşama düşlerine kapılıyorum.


Geçtiğimiz haftasonu yine bu hayallerle yine İstanbul'da geçti. Cumartesi rotamızda bizi lezzete, yeşile ve denize doyuran Emirgan vardı. Bunların hepsine doyduğun, bir de çok sevdiğin arkadaşlarınla olduğun gün kötü olur mu... Elbette değildi.


Bir güne maksimum ne sığdırılır hırsımı da o günlük görmezden geldim. Zira ne kadar çırpınırsam çırpınayım, hele bir de cumartesi günü 'seni yeneceğim İstanbul' diyemeyecektim. :O :) Oradan oraya koşturmayı boşverdim, onun yerine günü bol arkadaşlı ve bol kahkahalı geçirdim. Ve zaten sırf o arkadaşlar bile başlı başına İstanbul'u çok ama çok sevme sebebim. <3

Devamını Oku

Pazartesi, Kasım 03, 2014

BEN HALİ | Ciddi

Kitabımın adıyla atıf yaparak başladığım kırmızı bir pazartesiden herkese günaydın ve herkese mutlu haftalar! Kırmızının bordo tonlarıyla sonbahardan sebep fazla haşır neşirken ve biraz kitabın, biraz yağmurun biraz da vişne kırmızının etkisiyle bu pazartesi bana "ciddiyet"i çağrıştırdı.

Ve o klasik ciddiyet tanımını biraz düşünmek dahi içim sıktı. Zira hiçbir zaman fazla ciddi durumların, fazla ciddi ortamların, fazla ciddi yerlerin insanı olmadım olamadım. Böyle ortamlarda hafiften çırpınan ve darlanan halimle de pek barışamadım. :o


Sanırım o yüzden; elimden geldiğince kendimi o sulardan olabildiğince soyutlayıp ciddiyete kendimce farklı anlamlar yükledim.  Zorunluluktan ciddileşmek değil de çok sevdiğim şeyler mesela  bana göre ciddiyet. Severek emek verdiğim, yerine tekrarını koyamayacağım, kalbimi attıran, yaşadığım anı güzel ve farklı yapan şeyler asıl ciddiye alınacak listemdekiler. Onlara da bazen fazla sarılıyorum, bir avuç kumu sıkarmış gibi bazılarını elimden kaydırıyorum ama olsun.

Zihnimde canlanan o klasik ciddiyet gibi sıkıcı olacağına varsın böyle olsun! :o

Devamını Oku

Perşembe, Eylül 25, 2014

BEN HALİ |Çok

Azla çok arasındaki o çizgide yürüyedururken pek çok defa geri dönsek de, düşüp kalksak ve dizlerimizi kanatsak da, döneceğimiz yer, vuracağımız dip hemen hemen belli olsa da "çok"un sınırı konusunda pek tamahkar olamıyoruz.  Azla çok arasında geçen  yolculukta çoğu zaman "çok"ta birikip yığılıyoruz.


Ben de hep çok olanlardanım. Çok seven, çok çalışmak için uğraşan, daha çok okumak için uykusuz kalan, bazen çok yorulan, çok alışveriş yapan, çok abartan, çok çabuk soğuyan, çok sıkılanım. "Çok"un büyüsünü tattığımdan inadına civarında gezinen, bazı zamanlar  yığılmadan dolayı kendime yer bulamayanım. Bazen son bir umut bakan, bazen bomboş ellerimle sıfıra doğru ama gözüm yine arkada yola koyulanım.


Aza doğru koyulduğum dingin yolda kalabalıklardan sıyrılıp aynalara baka baka kendime muhasebe yapanım. Bazen kabullenmeden adım atmanın mümkün olmadığını görenim. Ama yine de bazı kelimeleri, bazı anları, bazı ifadeleri "az"a yakıştıramıyorum. Mesela zamanı iki ay geri saracak olursak; sıcacık bir yaz gününde yalın ayalarımla yere basıp vücudumda negatif elektriğin kırıntısını bırakmadığım bu günü aza yakıştıramıyorum. Aksine sanırım böyle böyle "çok"a olan tutkumu pekiştiriyorum! :o
Devamını Oku

Perşembe, Eylül 18, 2014

BEN HALİ | Başka

 

Bazı zamanlar her şey çok aynı gibi, çok sıradan gibi görünse de, günler birbirinin farksız birer tekrarı gibi olsa da  aslında her zaman o kadar aynı değil, başka. Evet zeminimiz kendimiziz ama kendimize uydurduklarımız, günün farklı anında ve farklı yerinde büründüklerimiz çok başka. Evdeyken başka, ofisteyken başka, arkadaşlarlayken başka, yalnızken başka...

O başka başka maskelerden bazıları cuk oturmuş olsa da bazılarının ölçüsü tam uymuyor. Bazıları alabildiğine diriyken bazıları daha kırışık. İfadeler ve durumlar çoğu zaman farklı ancak biz hatlarımızla aynıyız. Bizi biz yapan şey de hatlarımız ama o maskeler de türlü zamanlarda kendimize aldığımız gardlarımız. O 'tam oturmuyor yakışmıyor' deyip sıkıldıklarımız da bence monoton diye burun kıvırdıklarımız.

Benim şu sıralar gardım sürekli değişiyor. Sonbahar sarısını da hissettirdiğinden arada çok bunalsam da bu post'u yazarken son derece mutluyum. Çünkü fotoğrafların çekildiği güzel günü hatırlıyorum. Ayrıca verdiğim uzunca arayı da kapatmak niyetindeyim. Hem zaten Eylülden mi bilinmez sürekli de yazasım var. :) O yüzden Eylül'ün diğer yarısına sığdırabileceğim kadar post'la geri dönüş yapıyorum!

Herkese mutlu haftalar! :)


Devamını Oku

Pazartesi, Ağustos 25, 2014

BEN HALİ | Doğru


Hiçbir zaman, hiçbir durumda tek bir doğrunun varlığına inanan insanlardan olmadım. Hakkında çok asılıp kesildiğine, değil çokça parçaya; ikiye bile bölünemediği anlara çok tanık oldum, birçok kişi tarafından tartışmasız sahiplenilmesini şaşkınlıkla izledim ama bunların hiçbirine rağmen doğruyu "bir"den ibaret görmedim.



Çünkü bana göre farklı doğrular tek bir potada eriyebilir, ikisinin, üçünün beşinin karışımından bambaşka renkler doğabilir, araya saygı ve hoşgörüyü ekledi mi tadından da yenmezdi... Tatsız tuzsuz geçen şu günlerde bu inancıma daha sıkı sarılmak istedim. Bu yüzden de biraz pembeden, biraz maviden biraz da Thomas More'dan güç aldım. Kendimi iyi hissettirecek şeyler bulmaya çalıştım ki sanki doğru da yaptım :o
Devamını Oku

Cuma, Ağustos 08, 2014

BEN HALİ | Yalın

Başlığımın sebebinin yeterince aşikar olduğu yalın bir günün fotoğraflarıyla herkese merhaba! Yalın ayaklarımla fazlalıklardan arınmanın hafifliğini yaşadığım ne güzel gündü bu fotoğrafların çekildiği gün...

Günün şanslısı da ayaklarımdı. Özgürlüğün tadını alabildiğine çıkardılar. Yüksek yüksek ökçelere yuva kurmaktan bazen fena halde bıkıyorlardı, o gün olabildiğince yalın oldular.

20140803_131250

Kalbim ise bu durumu inceden kıskanıyor. Şu sıralar ama o sebepten ama bu sebepten; biraz yüklü ve bu duruma içerliyor. Kendine de çok güveniyor aslında ve kolay kolay kararmıyor ama bir an geliyor yorgun düşebiliyor. Ne iyi gelir bilemiyorum, çünkü canım hiçbir şey yapmak istemiyor. :o

20140803_131540

20140803_131420

Keşke dalga gibi bir mucize benim içime de uğrasa... Benim hiçbir şey yapmama gerek kalmadan tüm fazlalıkları yok edecek bir mekanizma bende de olsa... Yapmam gereken belki de suyu daha çok bulandırmamak adına fazlaca sormayı kesmek. Ama işte en çok da bunu yapamıyorum. Merkez üssü olarak kalbimi alsam da mantığımın kabul etmediği hiçbir şeyi ona da kabul ettiremiyorum.

Şöyle en kaymak gibi yapıp, en güzel sesli olanından bir dalga etkisi... Sanırım sadece seni istiyorum!

Devamını Oku

Pazartesi, Temmuz 21, 2014

BEN HALİ | 26

26 yıl önce bugün doğmuşum. Düne kadar yaşım sorulduğunda 25 diyordum ki aslında zaman da sanki daha çabuk geçiyor. Yirmi beşinci doğum günüm dün gibiyken bugün yeni yaşımı kutladım. En sevdiklerimle. Yüzümden hiç eksik etmemeye çalıştığım gülümsemenin en kocaman ve en güzel sebepleriyle.

Son birkaç senedir zamanın bana kattıklarıyla daha iyi özdeşleştiğimi hissediyorum. Onlarla daha iyi yoğruluyorum ve hepsi beni ben yapanlara ama küçük ama büyük katkılar sunuyor. O yüzden de sanırım, artık bir noktada duraklayıp kalmıyorum. Başıma gelen her şeyin bir nedeni olduğuna ve onlarla kendim olduğuna inanıyorum.


Güzel şeylerin kıymetini daha çok bilmeye çalışıp, aileme, kardeş gibi dostlarıma, sevdiklerime daha sıkı sarılıyorum. İçimdeki çocuğu yaşatmakla ve onun heyecanını asla geri plana atmamakla beraber artık içimde bir yetişkinin varlığının da belirginleştiğinin farkındayım. Ve artık ona da kulak veriyorum. İstemediğim sonuçlar karşısında içimdeki çocukla uzun uzun ağlamak yerine yetişkini devreye koyup onunla yeni çözümler, yeni yollar bulmaya çalışıyorum.

Uyanıp sağlıkla geçirdiğim her güne şükrediyorum. Kendimi seviyorum ve en çok yaptığım şeyi, kendimi acımasızca eleştirmelere doyamamayı biraz dizginlemek için naçizane üretmeye çalışıyorum. Üretemediğim bir günün sıradanın ta kendisi olduğunu bilmeye ve sıradanın çarkına dahil olma fikrine dayanamıyorum. Çokça yazmak, çokça ilham almak, çokça okumak, kocaman ya da mütevazı sofralarda güzel zamanlar yaratmak, keşfetmek, gezmek, gülmek... Kendi adıma üretmekten de sanırım en çok bunları algılıyorum.

26'nın ilk gününde böyle hissediyorum. Şanslı hissediyorum. Kat edeceğim upuzun bir yol olmasını diliyor; sahip olduklarımla daha güzel şeyler yapacağım inancını taşıyorum. Kendimi seviyorum. Okumayı, yazmayı, yeni keşifleri, dinlemeyi, hayal kurmayı, ayakkabıları, renkleri, doğayı, arkadaşlarımı, yengeç burcu olmayı çok seviyorum. Ve sanırım evet; Polyanna'yı da seviyorum :p Bugün en çok aldığım dileği bir de ben kendim için diliyorum. Gülen yüzüm hiç kaybolmasın. Her ne olursa olsun kocaman hep kocaman güleceğim güzel bir 26 olsun! İyi ki doğmuşum. :)
Devamını Oku

Çarşamba, Haziran 04, 2014

BEN HALİ | Tek cümle

Tek bir cümle. İçine bir dolu şey sığan koca bir günün ardından bazen tek bir cümle kalıyor. Ben de uzanıp uyku moduna geçtiğimde bazen o günü tek bir cümleyle uğurluyorum. Ders çıkarmak gibi bir niyetim yok. Zaten öyle bir iddiam da yok. Çünkü hayat ve getirdikleri kendi başımıza çıkardığımız dersler karşısında o kadar dirençli, güçlü ve başka ki.

Bu cümlelerse arada bir kendi içimizi derleyip toplamak açısından güzel. Ben de derleme toplama yaparken atmaya kıyamayıp yazdıklarıma rastladım geçen gün. Bir köşede durmalarının bana bir zararı yok dedim ve o köşe olarak da bu post'u seçtim... Ama kendi yaşadıklarımdan ama başka şeylerden yola çıkmışım, kendime bu cümleleri söylemişim. Fotoğraflar da yine mis gibi, sıcacık bir pazardan. Naif, dingin, keyifli bir Urla gününden.


Öncelikle çok klasik ama gül. Kocaman gül. Hem gülmek yüzde 17 adele çalıştırıyorken, somurtmak için 43 adele çalışıyormuş! Adeleleri çok yormanın ne gereği var :o

Sıranı bekle. Eğer herkese yetecek iyilik, hepimizin dibe vuracağı zamanlar, hepimizi dipten zirveye zıplatacak mucizeler olmasaydı  bu kadar çoğalabilmemizin imkanı var mıydı...

Gerçekçi ol. Hayal denen gerçeği de yadsımadan.

Bonkör ol. Verimli harca. Zamanını, emeğini, paranı, sevgini...

Seni en çok sevenler hayatın sana en güzel jestleri. Onlara sıradanmış gibi davranma.


Kendi seçtiğin kardeşlerin, çokça paylaşacağın dostların olsun.

Olumsuzunu görmeden olumlusunun değerini anlayamayacağımız zamanlar var ya. Bir yığın zorluğu atlatıp derin bir nefes aldığında büyük bir teşekkürü de o zamanlar hak ediyor. İhmal etme.

Büyük başarıların, büyük mutlulukların arkası hep küçük adımlarla dolu. Küçük adımları önemse.

Mutlu olmanın bir yolu da mutlu etmek. Mutlu et.

Bir çocuğun gülümseme nedeni olmanın güzelliğini sık sık yaşa.

Ardına bakma. Geçmişe bakıp değiştirebileceğin hiçbir şey yok.

Sadece işinden ibaret bir insan olma.

Bazen boş boş tavanı izle. Garip bir şekilde iyi geliyor.

Güzel zamanları fotoğrafla. Zaman ancak bu şekilde kendini dondurabilme lüksü veriyor.

Ve risk al. Küçük büyük. Sonunu kestiremeyeceğin heyecanla sarılabileceğin bir şeyler olsun.


Sizin de derleme toplama yaptığınız zamanlar illa ki vardır. Ve sizin de atmaya kıyamadıklarınızı bu yazı altına eklesek ne güzel olur. Belki kendi bolluğundan bizden alacaklarına ihtiyacı yok ama, bizim biriktirdiklerimiz de hayatta bir renk olmuş olur.

Herkese mutlu haftalar!


Devamını Oku

Pazar, Mart 23, 2014

-BEN HALİ | Mutluluk bazen.. :)


Devamını Oku

Perşembe, Ocak 16, 2014

BEN HALİ | Erken biten güne teşekkür


Uzun zaman olmuş. Hafta içi günü aydınlıkken yakalayamayalı baya olmuş. Bir de son zamanlarda internet alışverişine öyle bir kaptırmışım ki kitaplarımı bile ne zamandır bir kitapçıdan gidip almıyorum.


İşte tam öyle bir zamanda ayaklarım kalbimden hızlı davranıp hiç planda yokken beni bir kitabevine atıyor. Özlem gidermek üzere kavuşuyoruz. Biraz da çabuk biten o gün; onun da bu çok özlediğim saatlerle kavuşmamda payı büyük.


Her bölümü iki üç kere turluyorum. Raflar arasında kayboluyorum. Bir kitabı alıp diğerini bırakıyorum. Oturup elimdekileri tekrar tekrar karıştırıyorum ve tam çıkıyorken de ufacık ama çok kıymetli bir hediye veriyor Yapı Kredi Yayınları bana. Bu minik cep kitabı Yaşar Kemal'in düz yazı kitaplarının ilk cümlelerinden oluşuyor.


Yazı da, bu yazıyı yazdıran o güzel güne teşekkür olarak Yaşar Kemal'in "Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana-Bir Ada Hikayesi 1"inin ilk cümlesiyle bitsin diyorum:


"Tanyerleri ışıdı ışıyacaktı. Deniz sütlimandı, apaktı. Küreklerin şıpırtısından başka ses yoktu. Martılar daha uyanmamıştı. Gün doğmadan önceleri, dünya dümdüzken, deniz işte böyle sonsuz bir aklığa keser."

 

Herkese mutlu haftalar...
Devamını Oku

Pazar, Ocak 12, 2014

BEN HALİ | Cumartesi motivasyonu


Hafta sonu en çok kendimize kalınca, iş güç, kurs vs. başına musallat olmayınca güzel değil mi... Ben de aynen böyle düşünenlerdenim. Cumartesi ya da pazar piyangodan bunlardan biri çıkınca yüzü düşenlerdenim. Ama işte dün tüm bu düşüncelerimin aksine moduma zirve yaptıran bir eğitimdeydim. 

Fotoğrafta gördüğünüz beşli dikkatinizi çekti mi? Özbilinç, özyönetim, özmotivasyon, hayal gücü ve vicdan. Eğitimden bana kalanlar arasında işte bunlar nitelikli ve başarılı bir hayat için en elzem olanlarmış. Mesela istemediğimiz şeyleri dahi yönetenler özbilinç ve özyönetimmiş. Adım attıran ve dağılınca toparlayana özmotivasyon deniyormuş. Belki farkında bile olmadığın gücün adı da aslında hayal gücüymüş. Ve hepimizde olduğuna inandığım en hassas terazimiz de tabii ki vicdanmış. 

Olsun diye çok yürekten dilediğimiz şeyler olur sonra bazen. Ve o zamanlarda içimizdeki yoğun coşkudan nereden başlayacağımızı bile bilemeyiz. O coşkuyu mesela hiç yabana atmamak lazımmış. Çünkü istenileni başarmaya giden yolda arzunun payı %85'miş. Tabii ki arzu çok önemli ama yeterli değilmiş. Bilgi-beceri ikilisi de pastadan %15 pay kapmış. 

Olumlu sözcüklerin gücü de mesela her zaman daha fazlaymış. Bu 'hayata pembe gözlüklerle bakıyoruz hepimiz Polyanna'yız' şeklinde değil de daha kontrollü ve bulunduğun koşulla uyumlu bir şekilde uygulanırsa sonuç verirmiş. Misal 'bunu alamam' değil de 'şu kadarını alabilirim' demek daha etkiliymiş.

Her güne çok güzel geçeceğine inanrak başlanmalıymış. Bu bilinç altından güzel anları çıkarır günün zorluklarını da bu şekilde daha iyi kotarabilmemizi sağlarmış.


Mesela ben de bunu ilk eğitimden çıkınca denedim, işe yaradı :) Yakın zamanda evlenen kardeş gibi dostum İrem'le geçen gün zaten kötü olamazdı ama o kadar öğrendiklerimin de bir uygulama alanı olsun değil mi :p


Ayrı şehirlerde olduğumuzdan özlem zaten tavandı, konuşulacak şeyler küçük bir dağ olmuştu ve sohbet koyulaştıkça koyulaştı. Sanırım gün sonunda sadece fotoğraf çekmek için ara verdik, onun da bir kısmını büyük bir sabırla(!) İrem'in eşi Ulaş yaptı. Sonra baktı baş edemiyor, bizi kendi halimize bıraktı. :)


Gece modundan dolayı biraz bulanık fotoğraflar çook keyifli akşamın sonundan. Bu da final fotoğrafımız. Resimdeki evliyi bulun :p

Herkese mutlu bir pazar ve çok güzel geçeceğine inandığı şahane bir hafta dileğiyle! :)

Hoşça kalın...




Devamını Oku

Çarşamba, Ocak 01, 2014

BEN HALİ | 20 yeni karar


Malumunuz yeni yıl demek yeni kararlar, yeni planlar demek! Ben de sakin bir yılbaşı gecesi sonrası, ayaklarımı uzatıp tamamını dinlenmeye ayırdığım bu günde, 2013 fotoğraflarıma bakarken önümüzdeki 365 gün için aldığım bazı kararları yazmak istedim. Seneye bu zamanlar ne kadarını gerçekleştirebilmişim  ona bakabilmek için de blogda bir referansım olsun dedim :) İşte onlar;
  • Öncelikle yeni yılın her gününe sağlıkla ve huzurla başlayabilmek ve buna şükredebilmek. Yorulacağım zamanlar olsa da sahip olduklarıma nankörlük etmemek. Sahip olamadıklarım için ise şikayetlenmemek,  çaba göstermek.
  • Sporu artık hayatımın yemek içmek gibi bir ihtiyacı haline getirmek. 
  • Spora bağlı olarak sağlıklı beslenmeye devam etmek, hareketsizlikten sebep son üç ayda alınan kilolardan kurtulmak. 'abartı derecede kahve bağımlılığımdan vazgeçmişim, kilolar vız gelir diye motive olmak :p
  • Sabırsızlık denen o vazgeçemediğim huyu törpülemek!
  • Hep iyi insanlarla karşılaşmayı dilemek, iyi arkadaşlar biriktirmek. Egoya ve komplekse yenik düşmüşlere mesafeli olmak.
  • Daha çok gezmek, yeni şehirler görmek. Başka mutluluklara ortak olmak.
  • Birkaç gün bile olsa tatili ihmal etmemek.
  • Planlarımda hep çok sevdiklerimin olması, bu yıl da iple çekeceğim çok günümün olması.
  • Yeni fotoğraflar çekmek, çekilmek, anı biriktirmek, an biriktirmek... Ve hayalini kurduğum fotoğraf makinesi! Bu sene ona sahip olmak!
  • Gülmek, her ne olursa olsun gözler minicik olacak ağız kulaklara varacak kadar gülmek.
  • Okumak, bu sene daha da çok okumak... Gazete, kitap, dergi, blog, motto... Her ne olursa. Günün bir bölümünü olanca yoğunluğuna rağmen hep okumaya ayırabilmek.
  • Sonra hayatta beni en mutlu eden şeyi yapmak; yazmak... Yazacak güzel şeyler yaşamak.
  • Blog için yeni ve farklı şeyler yapmak. Daha geniş okuyucu kitlesine ulaşmak, daha üretken olmak...
  • Ne zamandır hayalini kurduğum daha büyük bir kütüphaneye ve yazı masasına sahip olmak. 
  • Onlar için para biriktirmek. 
  • Hobim olan şeyleri daha profesyonel şekilde yapabilmek. İnanarak ve severek eğitimini aldığım şeyler vardı mesela; onları çok boşlamışım; 2013'e bakınca onu farkettim. Bu sene böyle yapmayıp üstlerine gitmek...
  • Hep kendimi sevmek, kendimi iyi hissettiklerimle şımartmak.
  • Alışveriş yapmak. Abartmadan yapabilmek. :) Ama gördükçe kalbimde minik çarpıntılar yaratan o ayakkabı için de yavaştan yatırıma başlamayı es geçmemek. (Sanırım bu yıl epey birikim yapmam gerekecek :o )
  • Güzel yemekler yemek. Kalabalık sofralarda olmak...
  • Her şeyden önemlisi basit düşünmek. İstekleri hırs haline getirmemek. Tamam sınırları zorlamak ama onları hayatın sürprizleriyle de barışık tutmak...
İşte benim geçmiş 365 günümden kesitlerim ve yeni 365 için yirmi kararım. Peki sizin yeni kararlarınız neler? Paylaşalım mı?

Herkese tekrar mutlu bir 2014 temennisiyle... Çokça sevgiler!
Devamını Oku

Salı, Aralık 31, 2013

BEN HALİ | Rüzgar tadında bir 2013, gıcır gıcır bir 2014


Gerçekten de 2013 çok çabuk geçmedi mi... Son zamanların en baskın ve en dolu dolu geçen yılı olmadı mı... Şimdilerde yepyeni bir yıla ramak kalmışken hemen hepimiz de bir muhasebe yapıyoruz kendi içimizde. Aldıklarımız, verdiklerimiz, kazandıklarımız, kaybettiklerimiz, pişmanlıklarımız, 'iyi ki'lerimiz, planlarımız, hayallerimiz, zaman yetiremediklerimiz, ertelediklerimiz, altını fosforlu kalemle çizip kenarını yıldızladıklarımız, yırtıp atmak istediğimiz ya da karaladığımız sayfalar... Hepsi hafızamızda en belirgin halleriyle duruyorlar ve yeni yılda da yeni yerlerine konuşlandırılmak üzere bekliyorlar.


Zaten hep böyle yapmıyor muyuz. Kendimize kattığımız her yeni yılda hayatımızı oluşturanların yerleriyle ama kökten ama az biraz oynamıyor muyuz... Rüzgar tadında geçen 2013'ü ve gıcır gıcır 2014'ü düşündüğümde mesela benim de oynayacağım ayarlar olacak.

Mesela özellikle son zamanlarda kendini daha çok gösteren uyku modumdaki düşme hali; bu sene de devam edecek. 2013'de kazandığım yeni işe ve var olan diğer şeylere elimden geldiğince yetebilmek adına, feragat için gözüme tek kestirdiğim uyku. Zaman neden bu kadar hızlı :o


Yeni işle beraber hareket de artmıştı zaten, yeni planlar da olunca sanırım biraz daha artacak. Bazen zorlayacak tamam; ama şikayetlenmek yok; 'hareket berekettir' mottosu esas alınacak! :)
Heyecanda ise fabrika ayarlarında kalınacak! Milim oynamadan. Heyecan katmadan yapılan ufacık şeye dahi inancım olmadığından...


Okumaya yazmaya harcanan saatlerde daha bonkör olmak, ilham alacak kişilerle tanışmak, ilham verecek yerler görmek, filmler izlemek, hayal kurmayı hiç bırakmayıp hayal gücü denen dipsiz kuyunun olabildiğince diplerine keşfe çıkmak... İşte bunlar da hem bu yıl hem hep en çok istediklerim olacak...

Ama tabii istekler, planlar hepimizin kalbini aklının bir köşesinde dursun; bakalım hayat bize neler getirecek, asıl o dengelerde nasıl değişiklikler yaratacak.
Hepimize hep en güzelleri getirmesini diliyorum ben. İyi anlamda unutulmazlarımızla dolu olan istediklerimize kavuştuğumuz, bol şanslı, hep sağlıklı, hep kocaman güldüğümüz bir 2014 olsun!
Herkese iyi seneler!


Devamını Oku

Cumartesi, Aralık 21, 2013

BEN HALİ | Gazete kokusu



Bir kere benim hayatımdaki en bildik kokulardan oldu. Tarifini yapmaya kalkacak olursam biraz ilk gençlik zamanlarım, çokça okuma tutkum, bir doz hayallerim, biraz babam, biraz dosyamda yıllarla sararmış sayfalardı.

En güzel hep hafta sonları duydum ben gazete kokusunu. Çünkü benim için hafta sonu demek babamın hazırladığı benzersiz kahvaltılar ve sonrasında saatlerce aldığı gazetelere gömülmek demekti. Aheste aheste, en rahat kıyafetlerle, her eki, her sayfayı didik didik etmekti. Başlangıç pek tabii en sevdiğim yazarlarla olurdu. Gazete aynı zamanda yazma tutkuma da en büyük ilhamlardan biriydi. Tadı hep bambaşka oldu. Her bir sayfasına verilen emeği, kaç uykusuz gecenin sonucu o sayfaların çıktığını yerinde de gördüğümden benim için hep kıymetli kaldı.


Şimdilerde evet, biraz daha geri planda ve dijital medya esas aktör. Ve o esas aktörü çok sevsem, gücünü asla yadsımasam da benim gönlümün yıldızı hala kokusunu hissederek okuduğum  kat kat gazeteler.

Bence siz de bu keyfi ihmal etmeyin. Hadi hafta içi iş koşturmacasında, yolda geçen uzun saatlerde, eve bitap gelinen günlerde zor tamam; ama hafta sonları en azından bir gazeteyi sayfa sayfa karıştırın. Sevdiğiniz bir bölümü koparıp alın, yıllar sonra karıştıracağınız bir arşiviniz olsun ve o sararmış sayfaların vereceği mutluluğu görün. Evet yeni güzeldir. Ama eski bazen daha güzeldir. Hem biraz da geçmişe bağlı alışkanlıkları sürdürmenin nesi kötü?

Herkese mutlu haftasonları...
Devamını Oku

Cuma, Aralık 13, 2013

BEN HALİ | İki arada bir derede


İstediklerin istemediklerin... Hep hayal ettiklerin, aklından bile geçirmediklerin... Sevdiklerin, koşar adım uzaklaşmak istediklerin... Korkuların, umutların... Şaşırdıkların, şaşıramayacak kadar duyarsızlaştıkların... Kendine hediye ettiklerin, karşılığında bedel ödediklerin...

Sonra en kıymetlilerin... En kıymetlilerin, hep en çok emek verdiklerin. Ve en çok emek verdiklerin hep en büyük beklentilerin... Ama işte bazen bir şey oluyor, bir bakıyorsun o beklentilerin karşılanmıyor. Durumunun özeti tam anlamıyla "ne kestin koç ne yedin hiç" oluyor. Sonra bir gönül koyuyorsun; ama bakıyorsun  o da işe  yaramıyor. Hayat da yukarıdaki gibi zıtlıkları daha çok hissettiğin bir hal alıyor.

O yüzden doğrusu ne ben bilemedim. Tek bildiğim şey hayallerin kısa vadeden pek hoşlanmadığı. Kendini naza çekmeyi ve bu esnada senden emin olmayı daha çok sevdiği... Karşılığında da tek beklediği şeyin vazgeçmeksizin gösterilen bir sabır olduğu...

Peki ya o kadar uzun vadeli sabır yoksa... Hayaller de bir türlü dizginlenemiyorsa., kabuğundan bir an önce çıkmak istiyorsa.. Bu durumda payımıza daha çok hissedilen zıtlıklar mı kalıyor... O zıtlıkları dengeyle kotarabilmenin adı da büyümek mi oluyor...
Devamını Oku

Pazar, Kasım 17, 2013

BEN HALİ | Sessiz pazar


Bugün benim için ne zamandır hiç olmadığı kadar sessiz bir pazar. Gribal enfeksiyonumun verdiği yarı uyur halde bütün gün yattığımdan mı, bu ara kendi içime dönüp ne zamandır çıkamamamdan mı bilmiyorum; durgunum da...
Ne yapsam bilemedim. Kendimi dinlemeye çalıştım duyamadım, sordum yanıt alamadım. Kalabalıklar varken de değil, tamamen kendi sessizliğimde kayboldum, çıkamadım. Belki de yanıtı bende bile olmayan şeylerde kaybolmak... Bu zaman zaman size de oluyor mu...
Sıyrılmak için en yakın başlangıç yarın; yeni hafta! Hepimiz için çok güzel başlayıp öyle de devam edecek güzel bir hafta diliyorum...
Sevgiler çokça...
Devamını Oku

Cuma, Kasım 01, 2013

BEN HALİ | İple çekilen hafta sonu


Kasım'ın ilk gününden herkese merhaba! Umarım aşkın başaka olduğu musmutlu bir ay olur... :)
Gayet sakin giden haftaya cuma türlü aksiliklerle tuz biber ekse de keyfimi hiçbir şey bozamaz! Çünkü bugün yolculuk vakti, Eskişehir vakti! :)
İple çektiğim bu hafta sonu nihayet geldi! Yarın da Eskişehir'de olur olmaz okulumla, çarşıyla, Adalar'la, her daim canlı sokaklarla, çibörekle, tantuniyle, Porsuk'la, Odunpazarı'yla hasret giderilecek! Yorgunluğuna ise hiç aldırılmayacak! :)
Dönüşte bir dizi Eskişehir postuyla dönmeyi planlıyorum. O zaman görüşünceye kadar hoşça kalın! Herkese mutlu hafta sonları! :)
Devamını Oku

Perşembe, Ekim 24, 2013

BEN HALİ | Görebildiğin rüya kadarsın


Rüyalara inanır mısınız? Sizi bilmem ama ben inanırım! Rüyalarla yaşamayı severim. Çok 'ciddi' işlerle uğraşmasına rağmen hala görebildiği rüyayı, kurabildiği hayali ciddiye alanları daha çok severim! Bazen onlardan güç alırım, ilham alırım. Hele ki bir de böyle bir hafta ortasındayken! 

Tam kendimi rutine kaptırmışken, hayat sadece rutinden ibaret sanarken, hayatın bu kadar dar olduğuna kendimi inandırmışken, ama aslında öyle olmadığının farkında bile değilken, uykusuzluklardan uykusuzluk beğenirken, 'eve geliyorum, yemek yiyorum, sızıp kalıyorum' temalı günlerde...


İşte yine böyle günlerden birinde Yekta Kopan'ın satırlarına rastladım. Bir cümlede takıldım kaldım, sayfalar ilerlese bile o cümleyi unutamadım. 
"Değil mi ki rüyalar gün boyu sakatlanan zihinlerimizin koltuk değnekleri." Başkalarının yazdığı satırlarda o kendini görme hissi; sizce de çok güzel değil mi...


Ve görebildiğin rüyaya inanmak, rüyaları gün boyu sakatlanan zihinlerimizin koltuk değnekleri olarak görebilmek; sizce de çok güzel değil mi...


Devamını Oku