stil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
stil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Haziran 14, 2015

STİL | Düğün dernek


Herkese merhaba!
Haziran'ın gelmesiyle resmi olarak yazı ve düğün dernek sezonunu can arkadaşım Merve'nin şahane düğünüyle açmış bulunuyorum. Bir haftalık evli tatlı çiftimiz erdi muradına biz çıkalım kerevetine. <3



Ben de senenin bu ilk düğününde klasik lacivert bir elbise tercih ettim. Midi boyu, hemen her renk ayakkabıyla uyum sağlayacak ve hepsiyle de başka başka tavır alacak modeli ve rengi ile gönlümü çaldı. Yüksek doz oynama garantili bir düğün olduğu içinse bu yüksek ve kalın topuklu, bilekten bağlı ayakkabılarımı seçtim. Beklentimi fazlasıyla karşıladı ve düğün boyunca beni yarı yolda bırakmadı.

Saç olaraksa soğuk algınlığının zirvelerinde olup mütemadiyen terlediğimden dalgalı ve yana aldığım bu modeli belirledik. Kendi yaptığım ve maalesef yakından fotoğrafını alamadığımız makyajımsa işin uzmanlarından tam not aldı, oley! :)


Ve gecenin sonu! :) Görüldüğü üzere burada hastalığımdan da hastalığın getirdiği terlemeyle gün başında dalga dalga olan saçlardan da eser yok :p Ama bize göre her şey çok güzeldi. Gelinimizse en güzeldi <3

Ben sanırım yaz aylarını biraz da böyle düğün derneklerden sebep seviyorum. Yaza ayrı yakıştırdığım düğünlerde herkes güzel, herkes özenmiş, herkes neşeli ve keyifli oluyor. Masal gibi bir taneyi geride bıraktık şimdi ise sıradakini bekliyorum heyecanla :)

Mutlu haftalar herkese :)

Devamını Oku

Cumartesi, Aralık 27, 2014

STİL | Zamana yolculuk

Eğer yaşayacağım zaman dilimini seçme şansım olsaydı direk 50'lere giderdim. Çünkü o yıllarda hem vücut yapıma hem yaşam algıma dair çok şey bulurdum. Zaman makinesini geriye sardığımda tüm o dönemlerin içinde evet; 50'ler benim birincim ve bunun için de kendimce sebeplerim var. :o


Öncelikle o yıllarda bir kadına en çok yakışan şey var, zarafet var! Sonrasında ise bele oturan kloş etekler, daracık kalem etekler, daracık ceketler, fiyonklar, puantiyeler var. Yüksek belli sigaret pantolonlar, babetler ve bu ikilinin en çok yakıştığı benim stil ikonum Audrey Hepburn var... <3


Görür görmez "benim olmalı!" dediğim bu etek de beni o yıllara bir yolculuğa davet etti. Evet artık 50'lerde yaşamam için çok geçti ancak "bir parça" o hissi ziyadesiyle verebilirdi. İşte ben de o parçaya kayıtsız kalamadım ve onun peşine takıldım. Kendisinde hem ruhuma hem vücut yapıma uyan şeyler buldum. <3 O sebepten yeni sezon alışverişlerim içinde de kalbimin kraliçesi olarak hala dolabımdaki yerini koruyor.


Ama tabi bu demek değil ki gelecek başka tekliflere açık değilim :p Özellikle uzun zamandır arayıp da bir türlü istediğim gibisini bulamadığım o siyah sigaret pantolon; yakın zamanda sen de bana göz kırparsan çok sevineceğim. <3
Devamını Oku

Salı, Kasım 25, 2014

STİL | Eksik

Bu aralar bir şeylerin fazlasıyla eksik olduğunu hissediyorum. Blog ıssız, ben halsiz ve kronik grip, günler de birbirinin çok aynı sanki... Sanki üstümü örtmek için sadece bir küçük battaniyem var ve ben onu neresinden çekiştirsem olduramıyorum. Bir tarafı kapatsam diğer tarafa yetişemiyorum.

Mesela bu aralar belli şeylere yetebilmek için enerjimi dibine kadar sömürürken bazı şeyler karşısında olabildiğince düz, olabildiğince halsiz kalıyorum. Zamanın dizginleri elimdeyken gayet mutlu, ipin ucu biraz elimden kaçtığında sırtını dönmüş bir isteksiz oluyorum. :o


Ve sanırım ben feragat etmek istemiyorum. Yazma saatlerimden, okuma saatlerimden, çalışma saatlerimden, ailemle arkadaşlarımla geçen zamandan... Bunların hiçbirinden vazgeçmek istemeyince, uyku denen zavallı günah keçimin de çok üstüne gidince arada bozguna uğrayan ben oluyorum. :o


Havalar soğuk, modum ve döngüm de son zamanlarda böyle ama içimi ısıtıp sıcacık yapan şeyler de yok değil. Yekta Kopan'ın bu son öykü kitabı mesela ki onu uzun zamandır bekliyordum. O hiçbir şeye yetiremediğim battaniyemi üstüme alıp bitmesin diye günlere yaya yaya bu sıcacık öyküleri okuyorum.  Her birinin çabasızlığına, yalınlığına, su gibi akışına hayran kala kala sayfaları resmen ballandırıyorum. Açıkta kalan ve yetemediklerim ise bir köşede duruyor  görüyorum. Ama o kadar pervasızlığın da kime ne zararı vardır ki?

Mutlu haftalar herkese...

Devamını Oku

Pazartesi, Ekim 20, 2014

STİL | Renk

Bazen bazı şeyleri her zamankinden daha çok istersin. Bazen tek bir tane kafiyken ya da 'azı karar' diyebiliyorken bazen istek sınırının ucunu göremezsin. İşte benim de renklerden alabildiğine güç aldığım bu kombini seçmemdeki temel neden buydu. Renklerin gücüne her zamankinden çok ihtiyacım vardı.



Bazen giyip çıkarım, bazense giydiklerimle o gün için farklı bir bağ kurarım. Mesela bu gün de bu kombindeki her bir parçayı giymekle kalmadım onlarla sadece ikimizin duyduğu minik dialoglar yaşadım! :o

İlk olarak yeşille başladım; bana 'ferahla, tazelen' dedi. 'At benim sayemde kara bulutlarını, şöyle bir derin nefes al' diye salık verdi. Bunun için de olabilecek en canlı tonlarından biriyle el verdi. Sevindim!


Bu enerjik yeşile ne yakışır diye düşünürken gardrobuma yeni katılan bu yırtık jean göz kırptı. 'Bazen her şey düzenli ve nizamlı değil, dağılmış ve kontrolsüz olunca da güzeldir' dedi. Görüntüsü de bunu doğruluyordu; ikna oldum!

Zaten çok ağır taşıyacak gücüm yoktu ve böyle hissederken bu portföy de olanca mavisiyle yardımıma koştu. İçine bu çook sevdiğim Metis Yayınları'nın alıntılarla süslenmiş defterini sığdırması da bonus oldu!


Ve sıra ayakkabılara geldi. Bu kadar renk deyip duruyorken sanırım bu stilettolardan başkası seçilemezdi. Bu sayede bir buket rengarenk gülü ayaklarımda dağıtmışım hissi ve stiletto-yırtık jean uyumu da kombinime çift kaymaklı ekmek kadayıfı oluverdi!


Renge her zamankinden çok ihtiyaç duyuyordum; kıyafetlerden yardım alarak böyle bir formül hazırladım çözüm buldum. Keşke her şeye çözüm bulmak bu kadar kolay olsa... Ama bu ara buraya girersem hiç çıkamam. O yüzden renklere ayıp etmeyeyim diyorum ve herkese iyi haftalar dileyerek bitiriyorum!
Devamını Oku

Çarşamba, Ekim 15, 2014

STİL | Tekrar

Hayatta en büyük mutsuzluk sebeplerimi sorsalar ilk üçümden biri mutlaka tekrara düşmek olur. Aynı kelime bile defalarca söylendiğinde anlamını yitiriyorsa sürekli yapılan aynı şeylerin sonu da bana göre anlamsız bir hayata çıkar. Farklı güzeldir. Denemek, cesaret etmek, değişmek, bazen ufacık kımıldamak bile iyi gelir.


Ama tekrarının süreklilik kazandığı can sıkmayan, aksine yeni keşif kapıları açan şeyler de yok değil. Mesela Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'sı. Tekrar tekrar okuduğum başucu kitaplarımdan olan Kürk Mantolu Madonna'dan sıkılmayı bırak her seferinde hiç okumamışım gibi hissettiğim bile oluyor. Şu sıralar yine keşfetmediklerimi keşifteyim.


Sarı sonbaharın sadece bu halini seviyorum. Onun dışında geçiş dönemi oluşundan, yazın ardından olanca sevimsizliğinden, gribi soğuk algınlığı bol mevsim oluşundan hiç hoşnut değilim. Sonbahar bence sadece böyle yapraklarla güzel.




Ve bazı şeyler de tekrar tekrar olsa bile öyle güzel. Bir roman, çok sevdiğin bir ceket, dolabının jokeri bir siyah elbise, her şeye uydurduğun bir çift küpe, bir beyaz gömlek, bir bordo oje... Bu yazı da onlardan üçüne teşekkür mahiyetinde olsun. Bir aiyah cekete, bir bordo ojeye, ama en çok da Kürk Mantolu Madonna'ya...
Devamını Oku

Cuma, Ekim 10, 2014

STİL | Spontane

Ne zaman bir şeyi çok beklesem veya bir şey hakkında olanca isteğimle plan yapsam Murphy bana mutlaka bir göz kırpar. Bu defa da dört güncük bayram tatiline kendimce bir sürü şey sıkıştırmışken neredeyse hiçbir şey yapamamamdan sebep kendisini hatırladım.


Gribal sendrom, azıcık bulutlu bir İzmir havasında sırf şu gömleğin üzerine hiçbir şey almadan çıktığım için beni bayram boyunca esiri yaptı. Planladığım şeyler de bu sayede rafa kalktı.


Spontane yaşamak ve planlı bir şekilde "to do list"ler yapmak arasında nasıl bir denge kurulur bilemiyorum. Ama ikisinden birini seçecek olursam Murhpy'nin olanca üstüme gelmesine rağmen ben 'plan yapmak' diyorum. Spontane bazen güzel ama çoğu zaman da fazla 'freni tutmayan arabaya hükmedememek' gibi. Dağılınca toparlanmaz gibi. Ben de şu sıralar fazlaca dağıldım. Toparlanmak için bir '"to do list"le başlayayım diyorum. Bir de bu defa listeyi kısa tutayım; Murphy'yi belki bu şekilde  vicdana getirmiş olurum :o
Devamını Oku

Çarşamba, Ekim 01, 2014

STİL |Taze

Yeşil deyince benim aklıma hep "taze" gelir. Çünkü yeşil ferahlatır, yeşil yeniler, yeşil güzel kokar, umutlara renk, bahara can, doğaya güç verir. Bazen bir piknik sebebi olur, bazen çıplak ayaklardan başlar tüm vücudu negatif elektrikten arındırır, bazen de gökyüzüne yüzünü dönmüş en rahat yataktır. Hem doğanın en güzel dekoru, hem çiçeklerin, börtü böceğin en yakın dostudur. Canlıdır ve her şeye yetişir.


Ton farkı sayesinde de bir sürü farklı kimliğe bürünebilir. Mesela fıstık tonunda olanı yazla çok iyiyken, zümrüte çalanı sonbaharla, kışla sıkı fıkıdır. Bildiğimiz klasik yeşil de ki işte o da benim arkamdaki ton; "taze" tanımlamasına en çok yakışandır.


Ben de sonbaharın iyice varlığını hissettirdiği şu günlerde yeşilin zümrüte çalan tonu seçtim. Ama yazı uğurlamaya gönlüm elvermediğinden fonumda da artık neredeyse doğal stüdyom olan bu çim yeşili alan olsun istedim. Günüme ve çantama da farklı bir yeşil tonuyla bir prensesi ve ikonu kapağına taşımış Milliyet Sanat Eylül eşlik ediyordu; onu da bir saatlik öğle arasını fırsat bilip çimlere serdim!  Tazelenmek için tüm koşullar hazır olduğuna göre ben de hem yeşile, hem bir yazdır stüdyom olan fonuma, hem de dolabımın bayılarak giydiğim iki parçasının yaratıcısı Modagram'a teşekkürü borç bilirim!

Herkese mutlu haftalar!
Devamını Oku

Çarşamba, Ağustos 20, 2014

STİL | His


Bir haftalık rehavetin ardından dönüşüme ve haftama damgasını vuran şey ayakkabılarım! Kendileri benim bu seneki doğum günü hediyelerimden biri ve benim için çok çok özeller. Rahatlık konusuna gelince; ya ben artık yüksek ökçelerle olmaya alıştım ya da bu güzeller de çok rahat. Yani gülü sevdiğim için dikenine katlanmıyorum, sadece diken varlığını pek hissettirmiyor :p


Evet bir ayakkabı benim günümü de haftamı da güzelleştirmeye yetiyor. Ve bu olay aslında ayakkabıdan öte bir durum. Ayakkabıdan çok ayakkabının hissettirdikleriyle alakalı bir durum. Onun bünyeme yüklediği aşırı doz mutluluğu yok sayamadığım gibi tüm haftama yayıyorum. :o Ve bu yüzden de his denen şeyi önemseyip bilinçaltımda ve kalbimde birinci sıramda tutuyorum.


Mesela böyle bir ayakkabının verdiği his, bir kitabın son sayfasını kapattığımda bana kalan his, bir filmin son karesinden kalan his, birini bir şeyi ilk gördüğümüzde hissettiklerimiz, sabah kalkınca, gece beynimizde günün özetini geçerken hissettiklerimiz, beklerken hissettiklerimiz, mutluyken umutluyken veya keyifsizken hissettiklerimiz... Bakınca hayattan çok büyük bir dilimi kapmıyor mu... Ya da ben mi ipleri fazla kaptırdım bilemiyorum; his hep kurgu karşısında, zorlamayla sürüklenen şeyler karşısında 1-0 galip başamıyor mu?

Devamını Oku

Pazartesi, Ağustos 04, 2014

STİL | Mucize


Okumayı hep çok sevdim ve hiçbir zaman, hiçbir dönem tek bir kitap insanı olamadım. Aynı anda okuduğum, o günkü ruh halime göre yanımda veya başucumda olan farklı kitaplarım oldu hep. Geçtiğimiz bir hafta içi de çok siyah beyaz hissettiğim, sadelikten güç almak istediğim bir gündü, ben de yanıma Justine Picardie'nin "Coco Chanel Efsanesi ve Hayatı"nı almıştım.


Fırtınanın hiç dinmediği, suların hiç durulmadığı bir hayattan bir peri masalı yaratmak, tüm zorluklardan başarıyla çıkmak, fark yaratmak, ufak şapka dükkanlarından zirveye oturmak... Chanel'inki gerçekten kitabı yazılacak, adını daha kaç yüzyıla kazıyacak bir hayatmış. Ancak tüm o ışıltılı hayata, katlanarak büyüyüp parıldayan başarılara rağmen kırık ve yalnız bir kalbi olmuş... Coco Chanel Efsanesi ve Hayatı'nda zor bir hayatın öyküsüne serpilmiş bir sürü mucize de var. Ve Chanel'in o dev mucizelerin zeminini aslında ne zorluklarla ve kendi yordamıyla doldurduğu... Gabrielle iken nasıl Coco Chanel olduğu...


Ben de bu kitapla evden çıkarken ona siyah beyazlarımı uydurdum. Bu ikilinin uyumunu, sadelikten gelen şıklığı, yalınlıkta gizli zarafeti, 'var ama yok' algısını, 'less is more' mottosunu da her zaman çok sevip şaşaaya yeğliyorum.

Aslında hayatımız boyunca oturmaya çalışan stilimiz, bizimle büyüyüp gelişiyor, ancak bir ekseni var ve o eksenden kolay kolay çıkmıyor. Ben Chanel'i okurken onunla siyah-beyazların ve yalın zarafetin ekseninde kesiştiğimizi gördüm. Bir gün belki özbeöz bir Chanel parçayla da yollarımız kesişebilir; o zaman yalın-sade bir sevinç yaşar mıyım? Hiç zannetmiyorum :)
Devamını Oku

Çarşamba, Temmuz 16, 2014

STİL | Yine mi çiçek


Ah keşke şu an Sezen Aksu ve Meral Okay'ın o muhteşem şarkısındaki gibi Madam Despina bir masa kuracak olsaydı. Kirli beyaz muşamba örtüler serseydi, sediri de asmanın altına çekseydi... Ama maalesef. Üstelik tatile daha çok var!

Ben de o 'çok var'ı' çabucak bitirebilmek için sabır mekanizmamı olanca çiçek, börtü böcekle çalıştırıyorum. Mesela bu fotoğrafların çekildiği yeşil alanı çok seviyorum. Günün belli bir zaman diliminde orada olmak çok hoşuma gidiyor.


Hani bir söz var "kırmızı olsun üç kuruş fazla olsun." İşte ben tam o sözün insanıyım. Hatta bana göre yeşil de olsun üç kuruş fazla olsun, mavi de olsun üç kuruş fazla olsun, bir üç kuruş da mordan ekle derken listem baya uzar... :)

Sanırım bu ayakkabıyı görür görmez onca vurulmam da bundan. Hem çiçek hem bol renk; ikisi beraber. Kendisiyle ilk kuzenim sayesinde tanıştım. Onda görür görmez bayılmıştım, sonraki süreç de zaten gayet açık. :)


Biraz da Yengeç burcu olmamdan sebep bana yazı hatırlatacak parçaları seviyorum. Ve o parçalarla da uzun upuzun süreler geçiriyorum. Bu yaz için de bu ayakkabıları seçtim! Kimi zaman böyle çimenlerle kavuşup daha bir canlanacaklar, kimi zaman renksiz günüme renk katacaklar. Mesela bugün de güzel mi güzel bir şarkıyı dinleyip bu post'a o şarkının adını vermeme sebep oldular. <3

Devamını Oku

Cuma, Temmuz 11, 2014

STİL |Puan


Puantiyenin havası bir başka. Böyle nasıl anlatsam; naif, çocuksu, zarif, nostaljik... Bana mesela hep eski zamanları hatırlatıyor, 50'leri 60'ları... Kendi tarihime gidecek olursam da 90'ların başlarını. Zira kendi tarihimde puantiyeyle tanışmam kız torun bolluğuna çok yerinde bir çözüm bulan anneannemin tüm kız torunlara aldığı puantiyeli eteklerle olmuştu. Hepimizin pişti olma riskine ise anneannem, bir bölümümüze kırmızı bir bölümümüze yeşil renkli puantiyeler seçerek engel olmuştu :)

O yüzden puantiyeye kendi naifliğinin ötesinde ayrı da bir sempatim var benim. Sempatim sonucu aramızda oluşan bağ da bu elbiseyi görür görmez önce kabine sonra kasaya gitme sebebim. :)


Puanlara bir an dikkatle bakınca ne kadar çoklar ama ne güzel duruyorlar. Oysa ki kalabalığın uyumu zor. Çokluğun içinde bir düzen kurmak her yiğidin harcı değil ve çok zor. Bunu başaranlara da kocaman bir alkış!

Mesela uzun uzun saatlerini ofiste, işte geçiren, yine uzun sayılabilecek vakitleri yollarda tüketen, çalışan, bakımlı, güçlü ve aynı zamanda özverili olmak zorunda olan, takdire şayan bir tempoyla düzen yaratabilen herkese sizden kaç puan gider?


Benden direk on puan! İçinden onluk bir desteyle şımarma şansı verdiğin için de teşekkürler puantiye! <3


Bu fotoğrafları çekildiğim güne Cemal Süreya eşlik ediyordu. Onun bu güzel dizeleri de bizim olsun mu...

 Soruyorlar bir de nerdeyim

Minibüs şarkılarında güllerdeyim

Bilirim az buçuk ne istediğimi

Aykırı dalda açmışsa da çiçeğim

Doruklara tırmanıyor patika

Doyumsuz bir sarmaşık gibi

İte kaka yürüyorum kalabalıkta

Sesim tanınmaz bir çocuk sesi
Devamını Oku

Çarşamba, Mayıs 28, 2014

STİL | Siyah


ASAM_0166slında bu fotoğraflar çekildiğinde ve neredeyse baştan aşağı siyahlara büründüğüm bu günde amacım protestoydu. Yaz burnumuzda tüterken bir bahar sessiz kalan yağmur Nisan ortasından sonra iyice gitmek bilmez olmuştu.

Fazlaca sıkan bu durumu siyahlarla protesto etsem de tabii ki doğaya sözüm geçmedi. O yine bildiğini yaptı. Bir süre daha öyle devam etti ve şimdilerde güneşle gönlümüzü alıyor.




Biz de güneşle renklere doyarken içim birden burkuldu. Siyah için! Tatsız durumlarda sesimize ses aradığımızda hiç düşünmeden yanımıza onu aldığımız için. Olumsuz her tavrımızda mimlenmek istiyormu acaba hiç umursamadan!

Bu zamanlarda bile bize hep arka çıktığına göre aslında o çok fedakar ve vefalı. O yüzden ben de bugün ruhunu okşamak için bendeki başka izlenimleri adına teşekkür ediyorum. Mesela kurtarıcılığına teşekkür ediyorum. Kamufle etmesini, giy-çık durumları en iyi şekilde kotarmasını, çabasız olmasını, joker olmasını çok seviyorum. Basit olabildiği kadar zordan da korkmayacak yüreklilikte olmasına gıpta ediyorum. Hemen her renkle iyi anlaşabilecek kadar arkadaş canlısı olması da harika! Mesela benim bu kombinimde maviyle baya sıkı fıkı oldular.

Hadi sizin de siyaha söyleyecekleriniz varsa buradan hep beraber kendisine iletelim.

Protestoya gelince? Ondan vazgeçtim! :p

Herkese mutlu haftalar! :)
Devamını Oku