Perşembe, Mayıs 14, 2015

GEZI | Kaçamak


Şu sıralar yine Sait Faik'in dediği gibiyim. Yine fena halde seyahatler çekiyor içim. Ama işte düzenli çalışma saatleri olan bir kurumsal olunca, senelik izin denilen de iki haftadan ibaret olunca içim ne kadar çekerse çeksin gerçekler pek öyle olamıyor.

Hele bahar da geldi, kah Akdeniz'in mavi suları diye iç geçirip heyecanlanıyorum, kah elimde Monet'nin hayat hikayesi St. Petersburg ve Ermitaj hayalleri kuruyorum. Şu sıralarki gelişmelerden sebep her ikisi de uzak olunca ise sadece hayal kısmıyla yetiniyor kendimi yakınlardaki uzaklara atıyorum.


Benim için yakınımdaki en huzur bulduğum uzak Çeşme. Buna kendi şehirlerini olduğu gibi minicik Alaçatı'mızı bile keşmekeş yapmaya çalışan İstanbullular da, daracık sokakta yürütmeyen kalabalıklar da bunca zamandır engel olamadı. Orası hala benim biriciğim.

Son Çeşme ziyaretim de bu bol sevgimden belki, beni çok güzel ödüllendirdi. Hem üç günüme dolu dolu bir sürü şey sığdırdı, hem beni hiç yormadı. Ama hepsinden önemlisi hayatım boyunca hatırlayıp gülümseyeceğim bir sürprize ev sahipliği yaptı.


Fotoğraflar ise bu keyifli günden. Alaçatı'nın ilk başta kalabalığıyla korkutan ama aralarına daldıkça daha bir sakinleşip şirinleşen sokaklarından. Bayılarak giydiğim bu pantolonum ise Modagram'dan. Sezon sonu indiriminde yakalamıştım, çok da iyi yapmışım. Rahatlığı ve boyuna çizgileriyle hem bahar kombinlerime hem minyon vücut tipime ilaç gibi geldi :p


Bir ilaç da bu aralar çok yoğun hissettiğim bahar yorgunluğuma arıyorum, bilen? Akşam saat dokuzda kapanmaya başlayıp sabah açılmak bilmeyen gözlerime çaresi olan?

Neyse ki haftasonuna sadece bir gün kaldı. Ve herkese şimdiden mutlu haftasonları :)


Devamını Oku

Cuma, Mayıs 08, 2015

LIFESTYLE | Bahar


Bu fotoğrafta çiçekle olan yakın temasımın sebebi, baharın şöyle bir kendini gösterip uzunca bir süre yerini yine yağmur ve soğuğa bırakacak olmasını düşünmemdi. Tıpkı tüm Mart ve neredeyse tüm Nisan'da yaptığı gibi. Ama öyle olmadı! Üstelik bir 23 Nisan günüydü ve bir 23 Nisan klasiği olarak yağmur da yoktu.



























Ve bu durum bana çifte bayram oldu. Güneşi özlemişim! Sıcağına, renklendirdiklerine, mayıştırmasına, gevşetmesine, bazı günlerinde iyice coşup yazı çağırmasına çook hasret kalmışım.

Hafta içini de beyaz yakalı bir kurumsal olarak geçirdiğimden bu 23 Nisan'da çifte bayram coşkusuyla kendimi sokaklara atıverdim! Bu yırtık kot pantolonu da o sebepten tercih ettim. Kendisinin kombinimdeki görevi kurumsal rutinime kısa bir mola vermekti. Spor ayakkabılarım da bu duruma eşlik etti yüksek  topuklardan bitap düşmüş ayaklarıma felekten bir gün çalıverdi. O kadar rahatlar ki gündelik kombinlerde elim başka bir şeye gitmiyor!



























Günün teması madem neşe dolmaktı ben de böyle neşe doldum. O günden beri de zaten artan bir hızla keyifle dolup taşıyorum. Hayat sanırım bu yüzden güzel. Her kışın ardında bir bahar, her gecenin ardında bir sabah olduğu için. Bazen güzel sürprizleriyle beklentilerinin dahi ötesine geçtiği için. <3
Çokça sevgiler herkese:)
Devamını Oku

Pazartesi, Nisan 20, 2015

LIFESTYLE | Hayat kısa kuşlar uçuyor





Herkese merhaba!
Eğer siz de benim gibi pazartesi sendromunu hala atlatamayanlardansanız hafta sonu fotoğraflarına bakabilirsiniz :) Bu yöntemle sendromumu hafifletmek bana çok iyi geldi. Hatta bu hafta sonunu öyle keyifle, öyle enerji toplayarak geçirdim ki sanırım tüm haftalık enerji depom hazır! Üstüne hafta arası bir gün tatil de bonus <3
Hafta sonu bu manzaraya bakıp yürürken aklımda çokça şey geçti. Sahilde yürüyen kalabalık gruplar, çimlere yayılıp mayışanlar, banklardan gelen kahkaha sesleri, dolup taşan sahil kafeleri, selfie'nin türlü halleri, insanların olanca telaşsızlığı; en az o gün yürüdüğüm 5.5 km kadar iyi geldi. 



Sporu hayatımın bir parçası yapma kararım üç ay önce pilatesle başlamıştı, şimdilerde yürüyüşle devam ediyor. Hem çok naz yapsa da güzelleşen havalar bu karar için biçilmiş kaftan değil mi. Hele bir de doğanın da yeni uyandığı saatlerde <3 



Uykuya da çok düşkün olmadığımdan sabahın erken saatlerinde kendime ayırdığım bol oksijenli bir saat bana çok iyi geliyor. Doğanın sessizliği insana çok şey fısıldıyor. Güneşi kuytuda kalmışlarını aydınlatıyor. Rüzgarı senin dokunmaya cesaret edemediklerine dokunuyor. Kokusu soluksuz çalıştığın zamanlara ödül olup nefesini açıyor. Kuşlar da fon müziği olup uçuyor.

Sahi Cemal Süreya o şiirinde ne güzel söylüyor;
Hayat kısa kuşlar uçuyor!


Devamını Oku

Pazartesi, Nisan 13, 2015

GÜZELLİK | Bir Kiehl's Hikayesi


Herkese merhaba!

Uzunca bir aradan sonra yeniden yazıyorum ve yazmayı, fotoğraf çekmeyi, bunları burada paylaşmayı inanılmaz özledim. Ne engel oldu derseniz, biraz yoğun iş temposu biraz azıcık kalan boş zamana sığdırılan kurs ve devamında gelen zor bir sınav ve biraz da sanırım hevesimi kaybetmiş ve uzunca bulamamış olmam. :o

Uzun arayı bozmak için bir kozmetik yazısı tercih ettim, ki ara en çok bu anlamda yaradı sanırım. Zira ürünleri hakkıyla değerlendirme şansım oldu. Bu yazının konukları cildimin son zamanlardaki en büyük destekçileri Kiehl's ürünleri.

İzmir'de yaşadığım için ve Kiehls'in hem İzmir'de mağazası olmadığı hem de internet satışı olmadığı için daha öncesinden ürünlerini tanıma şansım olmamıştı. Nasıl ulaşırım diye yanıt aramam da bir gün en yakın arkadaşımla otururken Midnight Recovery Concentrate'ini makyaj masasında görmemle ve elime sürdüğümde anda yarattığı şahane etkiyle başladı.


Sonrasında Kiehls'in internet sitesinde telefonla da sipariş verebildiğimi öğrendim ve cilt tipimi de bildiğim için mağaza yetkilisiyle telefonda cildime göre birkaç ürün belirledik. Esas konsültasyon içinse İstanbul veya Ankara'ya gitmeyi bekliyorum!

İlk bahsedeceğim Kiehl's Mindnigt Recovery Concantrate. Bu ürün için arı gibi çalışan gece bekçim desem abartmış olmam.<3 Bu yoğun çalışma sonrası sabah uyandığımda cildim daha taze, daha ferah, daha parlak oluyor. Üstelik üç ya da dört damla olarak tampon şeklinde sürüldüğü için oldukça da bereketli.


Yine bu ürünle aynı ekipten olan Mindingt Recovery Eye'ı henüz satın almadım. Siparişlerimle beraber deneme boy bazı ürünler de gönderilmişti ve içlerinde bu göz kremi de vardı. Yaklaşık bir aydır mini deneme ürününü kullanıyorum ve hala bitmedi. Vaatleri arasında torbalanmayı, siyah halkaları, ince çizgileri yok etme ve göz çevresini yenileme var ki hepsinden tam puan alır bana göre. Esas boyunu kesinlikle alacağım.


Son olaraksa Creamy Eye Treatment. Benim gibi neredeyse tüm yüz mimikleri göz çevresinde toplanmış biri için bu kremin adeta bir nem bombası olması avantaj. Ancak cildim tarafından emilmesi bir on dakika falan sürüyor. Eğer tam emilmemiş olursa da göz altıma sürdüğüm kapatıcım çizgilerde dolup birikme yapıyor. :o Bu durum sadece hafta içi sabahları apar topar hazırlanmak zorunda olduğumdan dezavantaj ancak nem vericiliği o kadar iyi ki o yüzden sanırım vazgeçemem de.

İşte böyle. Son zamanlarki favorilerim bunlar. Peki siz hangi ürünleri kullanıyorsunuz? Bu arada yazacak daha çok şey var. Ve bu üç ayın telafisini de yapacağım. O yüzden takipte kalın, sevgiler! :)
Devamını Oku

Cumartesi, Aralık 27, 2014

STİL | Zamana yolculuk

Eğer yaşayacağım zaman dilimini seçme şansım olsaydı direk 50'lere giderdim. Çünkü o yıllarda hem vücut yapıma hem yaşam algıma dair çok şey bulurdum. Zaman makinesini geriye sardığımda tüm o dönemlerin içinde evet; 50'ler benim birincim ve bunun için de kendimce sebeplerim var. :o


Öncelikle o yıllarda bir kadına en çok yakışan şey var, zarafet var! Sonrasında ise bele oturan kloş etekler, daracık kalem etekler, daracık ceketler, fiyonklar, puantiyeler var. Yüksek belli sigaret pantolonlar, babetler ve bu ikilinin en çok yakıştığı benim stil ikonum Audrey Hepburn var... <3


Görür görmez "benim olmalı!" dediğim bu etek de beni o yıllara bir yolculuğa davet etti. Evet artık 50'lerde yaşamam için çok geçti ancak "bir parça" o hissi ziyadesiyle verebilirdi. İşte ben de o parçaya kayıtsız kalamadım ve onun peşine takıldım. Kendisinde hem ruhuma hem vücut yapıma uyan şeyler buldum. <3 O sebepten yeni sezon alışverişlerim içinde de kalbimin kraliçesi olarak hala dolabımdaki yerini koruyor.


Ama tabi bu demek değil ki gelecek başka tekliflere açık değilim :p Özellikle uzun zamandır arayıp da bir türlü istediğim gibisini bulamadığım o siyah sigaret pantolon; yakın zamanda sen de bana göz kırparsan çok sevineceğim. <3
Devamını Oku

Pazar, Aralık 21, 2014

BEN HALİ | Sihir

Olanca kalabalığına, keşmekeş trafiğine, yer bulamadığın mekanlarına, yer bulduğun için kendini şanslı saydığın metrobüslerine, yürümekte bazen zorlandığın sokaklarına rağmen bir sihri var bu şehrin. Belki de o sihir sayesinde vazgeçilmez oluyor ve o sihir sayesinde insanı mıknatıs gibi kendine çekiyor.


Şehire çok gelen sihir, görünmez bir adam eliyle de bazılarına daha başka dokunup daha çok büyülüyor. Ben de o değneğin ucundan da olsa nasibini alanlardanım ve bu yüzden İstanbul'a her gidişimde kalbim ayrı atıyor. Bunu geçmişte mekik dokuduğum Ataşehir-Bağcılar rotası da değiştirmemişti, son gittiğimde çileye dönüşen Sultanbeyli-Üsküdar yolculuğum da etki etmedi. :o


Sanırım ben İstanbul'da kendimden çok parça buluyorum. Orada hayallerimi büyütüyorum. Okyanusta minicik bir damla oluşumu ve bir gün belki dalga da olurum çabasını seviyorum. Kaybolduğum sokaklarında bir şeyler keşfedip, böyle cennet köşelerinden ve albenisinden ilham alıyorum. Ve en nihayetinde yine tası tarağı toplayıp burada yaşama düşlerine kapılıyorum.


Geçtiğimiz haftasonu yine bu hayallerle yine İstanbul'da geçti. Cumartesi rotamızda bizi lezzete, yeşile ve denize doyuran Emirgan vardı. Bunların hepsine doyduğun, bir de çok sevdiğin arkadaşlarınla olduğun gün kötü olur mu... Elbette değildi.


Bir güne maksimum ne sığdırılır hırsımı da o günlük görmezden geldim. Zira ne kadar çırpınırsam çırpınayım, hele bir de cumartesi günü 'seni yeneceğim İstanbul' diyemeyecektim. :O :) Oradan oraya koşturmayı boşverdim, onun yerine günü bol arkadaşlı ve bol kahkahalı geçirdim. Ve zaten sırf o arkadaşlar bile başlı başına İstanbul'u çok ama çok sevme sebebim. <3

Devamını Oku

Perşembe, Aralık 11, 2014

STİL |Bordo

Ne zaman ki takvimler Ekim'i göstermeye başlıyor, havanın sıcak soğuk dengesi bir şaşıyor ve ağaçlar yapraklarıyla yerleri sarıya boyamaya başlıyor; işte o vakit benim içimdeki bordo aşkının kendini dışa vurma vakti oluyor.


Arada buradaki gibi değişiklikler yapsam da etkisine genelde önce tırnaklarımdan başlıyor. Hep koyu renk oje süren ben, yaz aylarında kırmızının en canlı tonlarından ton beğenirken sonbaharın gelmesiyle o kırmızılar yerini siyaha yakın bordolara bırakıyor.


Kabandan, şala çoraptan kazağa bordo gördüğüm her şeye kalbim atarken ve elim giderken, üstüne geçtiğimiz günlerde de en keyifli rutinim Modagram'da gezinirken bu eteği gördüm ve aşık oldum! Önce sepete attım sonra sabırsızlıkla bekledim ve sonra da bu şekilde kombinledim!


Renklerin psikolojimizdeki etkileri gerçekten yadsınmaz. Mesela bordo bence kışı çok iyi taşıyor. Kışın ayazını, soğuğunu siyahla görev dağılımı yaparak omuzluyor ve birliktelikleri sanki soğuk da geçirmiyor. Bu durum sayesinde bu iki renge olan aşkım kış sonuna kadar böyle sürer gider diye düşünüyorum. O yüzden bu post'u da siyah&bordo ikilisine ama en çok bordoya ithaf ediyorum. :)


Devamını Oku